Logo dolu.png

Aphrodite, Pan ve Eros heykel grubu, teknik veya malzeme açısından değil ancak konuların temsil edilme şekli açısından diğerlerinden çok farklı bir çalışmadır. Aşk tanrıçası Aphrodite, Hermes’in oğlu keçi ayaklı Pan ve kimi efsanelere göre Aphrodite’in oğlu, kimi efsanelere göre ise onun en eski tanrılardan olan atası Eros’un bu nükteli birlikteliği tarihlendirildiği M.Ö. 100 civarı sanat anlayışının, yani, gerçekçi Helenistik Dönem sanatının dahi çemberinin biraz dışında kalacak denli göze batan bir alaycılık taşır.

 

Karakteristik özelliği olarak tanımladığımız “alaycılık” ifadesini bu heykelde açık seçik görebilmek için karakterlerini tanımamız yeterli olacaktır. O zaman, havada çok da sert durmayan sandaletin, cinsel organı sıkıca ötmeyen koruyucu elin, Eros’un avucunda tebessümle tuttuğu boynuzun, özetle sahnenin ağırlığına karşın yumuşak ve işveli duruşun, tam da bahsettiğimiz tarzda bir anlamı olur.

  

“Afrodit’i anca rüyanda görürsün Pan…”

 

Biri ötekinden daha az hatırlı olmayan ve hepsi hemen aynı ölçüde sevilegelmiş bu üç karakterden, bu heykel grubunun anlattığı hikayeyi süsleyen temel özellik şüphesiz ki Pan’a aittir. Behçet Necatigil’in anlatımıyla keçi ayaklı Pan, Dağlık Arcadia’da küçükbaş hayvanların, çobanların tanrısıdır. Tanrıların, çokluk, insan kılığında değil de hayvan kılığında düşünüldüğü ilk zamanlarda Pan da keçi kafalıdır; sonradan bu keçi kafasından sadece boynuzlar ve sakal alıkonarak, yüzü insan yüzü olmuştur. Pan çoban kavalını sever, azgın tekeler gibi güzel nymphaların peşine düşerdi. İnsanların, hayvanların uyuduğu kızgın, ıssız yaz öğlelerinde birdenbire, beklenmedik gürültüler koparır, dört bir yana “panik” korkular saçardı. Marathon savaşı gecesi Persleri bu şekilde paniğe uğrattığı için, Atinalılar savaştan sonra tanrı Pan’a Akropolis eteğinde bir tapınak yaptılar. Pan sözü Yunanca’da “bütün” anlamına geldiğinden mistikler, sonraları Pan’ı her şey yapabilir bir tanrı payesine çıkardılar. Diğer yandan “pan” kelimesi, aynı anlamıyla Pan’ın babası olabilecek yüzlerce isme atıf olarak da kullanıldı, o her ne kadar Hermes’in oğlu sayılsa da, bir çok efsaneye göre de “herkes”in oğlu olabilirdi. Kendisi ise bugünkü “çok komik şey” anlamının yanı sıra bildiğimiz “panik” anlamına da gelen “Panic” kelimesinin babasıdır. Bu heykel grubundaki tatlı panik havası Pan’la sağlanmıştır.

 

 

“Savaş sana göre değil kızım…”

 

Hesiodos, Theogonia’da Aphrodite’in denizin köpüklü dalgalarından doğduğunu anlatır. Aphros, Yunanca’da köpük demektir. Uranos, Gaia’dan doğan çocuklarını, doğar doğmaz toprağın bağrına soktuğu içi Toprak Ana şişmekte ve korkunç sancılarla kıvramaktadır, bu yüzden son oğlu Kronos’a bir tırpan verir,

Kronos da o tırpanla babasının hayalarını keser ve denize atar:

 

Dalgalı denize atar atmaz onları

Gittiler engine doğru uzun zaman,

Ak köpükler çıkıyordu tanrısal uzuvdan:

Bir kız türeyiverdi, bu ak köpükten,

Önce kutsal Kythera’ya uğradı bu kız

Oradan da denizle çevrili Kıbrıs’a gitti,

Orada karaya çıktı güzeller güzeli tanrıça,

Yürüdükçe yeşil çimenler fışkırıyordu

Narin ayaklarının bastığı yerden.

Aphrodite dediler ona tanrılar ve insanlar,

Bir köpükten doğmuş olduğu için.

 

Homeros’a göre ise Aphrodite, Zeus ile Okeanos kızı Dione’den doğmadır. İlyada’da yiğit Diomedes’le çarpışıp yaralanan Aphrodite’i anası Dione kollarına alır, sever, okşar ve bileğinden akan özü silerek yarasını iyileştirir, acılarını dindirir. Dert yanan kızını da şöyle avutur Zeus:

 

Böyle dedi o, gülümsedi insanların,

                                               tanrıların babası,

Çağırdı yanına altın Aphrodite’yi, dedi ki:

Cenk işleri sana vergi değil, yavrum,

Sen evliliğin gönül açan işlerine ver kendini,

Çevik Ares’le Athena uğraşacak savaşla.

 

“Altın Aphrodite” der Homeros bu tanrıçaya. Daha başka sıfatlarla niteler onu şairler: Bu güzeller güzeli tanrıça hep “gülümser”dir, işveli, cilveli ve gönül alıcıdır. Aphrodite’i Mitoloji Sözlüğü eserinde bu ifadelerle uzun uzadıya anlatan Azra Erhat’ın tanrıçayla ilgili kendi yorumu ise şöyledir: kişiliği ile tanrılar arasında bunca önemli bir yer tutan Aphrodite’in efsaneleri azdır, daha doğrusu kendine özgü öyküler az da, başkalarının baş kahraman oldukları öykülerde kendisine ikinci derecede bir rol düşmektedir… Kuşlardan güvercin ve serçe, çiçeklerden gül ve mersin tanrıçaya adanmış sayılır. Onun kadar şairleri esinleyen bir tanrıça daha yoktur, ama hiçbir şair de Aphrodite’i Midillili kadın şair Sappho kadar güzel dile getirmemiştir.

  

“Hem tatlı, hem acı Eros…”

 

Hikayenin üçüncü kahramanına, yanı Eros’a geldiğimizde ise onu Aphrodite’ten bağımsız düşünmek neredeyse olanaksızdır. Sevginin, güzelliğin olduğu her yerde Aphrodite’in yanı başında belirmekte gecikmeyen Eros’un, Pan’ın bu cüretkar hamlesinde çerçevede yer bulmaması düşünülemezdi. Eros, ilkçağın en eski metinlerinden beri evrende birleşme ve üretmeyi sağlayan doğal bir güç olarak karşımıza çıkar. Hesiodos yaratılışı anlatırken Khaos’tan hemen sonra Eros’u sayar. Sappho da Hesiodos’a benzer bir tanımlama verir:

 

Gene Eros, elimi, kolumu çözen,

hem tatlı hem acı Eros,

o karşı gelinmez yaratık

sarsıyor beni

 

Az evvel Eros’un, Aphrodite’in oğlu olabileceğine değinmiştik. Sevgiyi, sevişmeyi simgeleyen Aphrodite, bu büyüyü kendi kendine değil, çevresini saran başka tanrısal varlıkların aracılığıyla gerçekleştirir. Eros bazı efsanelere göre onun oğludur, ama Theogonia’da Eros Aphrodite’ten çok önce doğmuş evrensel bir güçtür, sonradan katılır Aphrodite’in alayına:

 

Doğup da yürüyünce tanrılara doğru

Eros’la Himeros (arzu) takıldılar hemen peşine

İlk günden bu oldu onun tanrılık payı

İnsanlar arasında da, ölümsüzler arasında da;

Ona düştü kız cilveleri, gülüşmeleri, oynaşmaları.

Sevmenin, sevişmenin tadı, büyüsü.

 

Güzelliği, zarafeti ve bereketi simgeleyen Kharitler, Horalar ve düğün alaylarının başında giden Hymenaios da Aphrodite’in çevresindeki tanrılardır. Ne var ki aşk tanrıçasının kişiliği çelişkili ve belirsiz olarak canlandırılmaktadır efsanede. Savaş tanrısı Ares’le birleşmesinden (ki bu birleşme de anlamlıdır) Phobos /bozgun) ve Deimos (korku), bir de Harmonia doğar. Ahenk, uyum anlamına gelen Harmonia’nın yanı başında korku ve bozgun Aphrodite’in kişiliğindeki olumlu ve olumsuz yanları ve çelişkileri simgelerler. İşte bu heykel grubundaki kararsızlığın ve çelişkilerin uyumu ise tam olarak bu noktada belirginleşir. Pan, her ne kadar Aphrodite ve Eros’un birlikteliği karşısında bu hikayenin yalnız kahramanı gibi görünse de, o da güzeller güzeli Aphrodite’e anca rüyalarında sahip olabileceği gerçeğiyle dahil olur çerçeveye ve katkı sunar çelişkiye.

 

Şimdi gelelim bu heykel grubunun bulunduğu eve… Şimdinin bir iş adamı kulübü sayılabilecek bir evde sergilenmesi  için yapıldığı düşünülen heykel grubunun kaidesinde yer alan metnin orijinali şu şekildedir:

  Διονύσιος Zήνωνος του Θεοδώρου / Bηρύττιος, ευεργέτης, υπέρ εαυτου / καί των τέκνων, θεοις πατρώοις “Beyrut'tan Theodoroslu Zenon'un oğlu Dionysios, (heykeli) kendisinin ve çocuklarının adına atalarının tanrılarına adadı.”

Klasik Dönem’in tanrılarla iyi anlaşan sanat tarzından hemen sonra, yeryüzüne yönelen, gerçekliğe; güzelliğin yanı sıra, çirkinliğe, acizliğe, komikliğe de değinmeye başlayan ve adeta tanrılarla alay etme cesaretine kavuşan Helenistik Dönem anlayışının, gözümüzde, bir eğlence kulübünde tanrıları bu şekilde izleyerek kahkahalara boğulan insanları canlandırması gerçeğin kendisinden çok da uzak bir fantezi olmayacaktır.

APHRODITE, EROS VE PAN